5/6/2008 · Kategori: tarih

Kırıkkale Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi (İİBF) Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Şenol Kantarcı'nın açıklamasına göre, Atatürk'ün, bir öğrenciye bu coğrafyayı anlatırken Türkistan'ı yuvarlak içine almasını gösteren bu fotoğraf, O'nun Türk Dünyası'na olan bağlılığı ve ilgisini açıkça kanıtlamaktadır.
Fotoğraf, 26 Kasım 1930'da Samsun'da bir ortaokulun coğrafya dersinde çekilmiştir ve tartışma konusu olan "Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, yarın ne olacağını kimse bilemez. Kardeşlerimizle işbirliği içinde olmalıyız" şeklinde özetlenebilen meşhur sözünü söyleyip söylemediği tartışmasını da bitiriyor.
Kantarcı'nın eklediği bir nokta var ki, yorum bıraktırmıyor : Atatürk döneminde coğrafya kitaplarını süsleyen bu fotoğraf, Atatürk'ten sonra kitaplardan çıkarılmıştır!
Galiba o zamanki "müttefikimiz", Galiyev'e diş geçirdiği gibi Atatürk'e diş geçiremeyince çareyi başka yollarda bulmuş. Bugün hâlâ Atatürk'ün Türk Milleti hakkındaki düşünceleri hakkında, büyük bir Türk milliyetçisi olduğu hakkında, hatta, terim anlamıyla, "Başbuğ" olduğu hakkında şüpheler varsa, bu millet tarihini unutmuş, bu millete tarihi unutturulmuş, ölümsüz liderini bile tanımıyor demektir. Kurtuluş Savaşı'ndaki Bolşevik yardımı denilen yardımın Türkistan'dan Moskova yoluyla geldiğini, hatta Buhara Türkleri'nin gönderdiği bu yardımın Moskova'dan geçtikten sonra sadece %10'unun Türkiye'ye ulaştığını bilmiyor demektir. Atatürk'ün ne kadar vefakâr olduğunu bilmiyor demektir. Bu da başta Türkiye olmak üzere bütün Türkistan coğrafyasının aç "kartalların, şahinlerin, ayıların, ejderhaların" saldırmasına neden olur.
"Türk çocuğu ecdâdını tanıdıkça, daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır."
ATATÜRK
28/5/2008 · Kategori: tarih
"Türkiye ile Nahcıvan'ı birbirine bağlayan ve kamuoyunda "Hasret" adı verilen "Ümit Köprüsü" nün açılışına Başbakan Süleyman Demirel, Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü, Azerbaycan Cumhurbaşkan Vekili İsa Kamberov ve Nahcıvan Özerk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev katıldılar.
Törende konuşan Başbakan Süleyman Demirel, olayın sadece köprü açılışından ibaret olmadığını, birbirinden ayrı kalan insanların "Ümit" adını verdiği bu köprü ile hasret gidereceğini ve Türk ulusunun iki ailesinin kucaklaştığını söyledi. Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü de, bu köprünün ulusların kardeşliğini gösterdiğini söyleyerek, "Savaş çıkaran insanlara Türkiye ile Azerbaycan ve Nahcıvan'ın kardeşliğini gösteriyor. Bu köprü barış, dostluk, kardeşlik köprüsüdür" dedi.
Nahcıvan Özerk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev de konuşmasında, Başbakan Demirel'in ve beraberindekilerin ziyaretinin, Türklerin birliğini bütün dünyaya bir kez daha gösterdiğini söyledi."
16 yılda neler olmadı ki? Kaç hasret köprüsü kurduk, kaçı yıkıldı, kaçını biz yıktık... Bizim kurduğumuz köprüleri yıktılar, açtığımız kapıları kapattılar... Ama Ümit Köprüsü, Azerbaycan'la Türkiye'yi hep birleştirdi. Güney Azerbaycan'ın, Erivan'ın, Azerbaycan-Gürcistan sınırının, Karabağ'ın işgal edilmesi sonucu Azerbaycan'ın bin parçaya bölünmesiyle, kalan Azerbaycan'ın da Türklüğe uzak ve Amerikan şirketlerinin gölgesinde yetişmesi ile birlikte Türk Dünyası'nın da Hazar kıyısındaki "boğazı" kesildi.
Fakat, Ümit Köprüsü bazı manevi şeyleri hala canlı tutmakta. "İki devlet, tek millet"i birleştirmekte. Türklüğe şan katmakta.
Nice yıllara ve ümit köprülerinin suya düşmemesi adına..
28/5/2008 · Kategori: tarih

HAVZA GENELGESİ (28 MAYIS 1919)
- İlk milli genelge -
Samsun bölgesini, İngiliz ve Rumların varlığından dolayı, milli mücadele çalışmalarının başlaması için uygun görmeyen
Mustafa Kemal;
25 Mayıs 1919’da Samsun’dan
Havza’ya hareket etti.
Gelişinin ertesi günü kendisini ziyarete gelen Havza’nın ileri gelenlerine
“Hiçbir zaman ümitsiz olmayacağız; çalışacağız, memleketi kurtaracağız” diyerek onlara ümit ve cesaret vererek, maneviyatlarını yükseltmeye çalışmıştır.
28 Mayıs 1919 tarihinde valilere ve bağımsız mutasarrıflıklar ile Erzurum’daki 15. Kolordu, Ankara’daki 20. Kolordu, Diyarbakır’daki 13. Kolordu Komutanlıklarına ve Konya’daki 2. Ordu Müfettişliğine bir genelge göndermişti. Bu genelge şöyledir:
“İzmir’in ve maalesef bunun arkasından da Manisa ve Aydın’ın işgali, gelecekteki tehlikeyi daha açık olarak sezdirmiştir. Yurt bütünlüğümüzün korunması için, milletçe gösterilen tepkinin daha canlı ve sürekli olması gerekir. Yaşayışımızda ve millî bağımsızlığımızda gedikler açan işgal ve ilhak gibi olaylar, bütün millete kan ağlatmaktadır. Izdıraplar dindirilemiyor, sindirilmesi ve katlanılması mümkün olmayan bu duruma derhal son verilmesinin bütün medeni milletlerle büyük devletlerin adalet ve nüfuzundan sabırsızlıkla beklendiğini göstermek maksadıyla, önümüzdeki hafta içinde ve çeşitli illere göre, Pazartesi başlayıp çarşamba günü müracaatın arkası alınmak üzere, büyük ve heyecanlı mitingler yapılarak milli gösterilerde bulunulması, bunun bütün kasaba ve köylere kadar yaygınlaştırılması, bütün büyük devletlerin temsilcileriyle Babıâli’ye etkileyici telgraflar çekilmesi...”
“...memleketin her taraftan istîlâya uğrayabileceğini böyle bir durum olduğunda çete teşkilatından yararlanılabilineceğini, ayrıca düzenli kuvvetlerin dağıtılmaması ve derli toplu bulundurulmasının gerekli olduğunu...”
Mustafa Kemal;
30 Mayıs 1919'da
Havza’da, milli bilincin uyanması ve İtilaf devletlerinin Türk halkının tepkisini görmesi için İzmir’in işgalini protesto eden bir
miting düzenledi. Bu tür mitinglerin tüm yurtta da yapılmasını istedi.
Mustafa Kemal yurdun çeşitli yerlerinde başlayan halk heyecanını ortak bir çizgi üzerinde birleştirmek istiyordu.Ferdi bilinçten milli bilince ulaşılmasını istiyordu.
Başta
İstanbul’da düzenlenen
altı büyük miting olmak üzere ülkenin değişik bölgelerinde
100’e yakın miting ve gösteri düzenlenmiştir. Bunun üzerine
Harbiye Nezareti Mustafa Kemal’e
31 Mayıs’ta bir tel yazısı göndermişti Bu yazıda
İngiltere Fevkalade Komiserliği’nin Harbiye nezaretine bir nota verdiği belirtilerek olup bitenler hakkında Mustafa Kemal’den açıklama yapması isteniyordu. Bu konuda İstanbul’a gönderdiği raporda Mustafa Kemal Paşa :
“...Ancak, milletin bağımsızlığı ve varlığını tehlikeye düşüren işgal, cana kıyma ve zulüm gibi İzmir bölgesinde görülmekte olan olayların ve benzerlerinin tekrarlanmasına karşı, ne milletin heyecanını ve içindeki acıları ne de bundan doğacak milli gösterileri engelleyip durdurmak için kendimde ve hiç kimsede bir güç ve kudret göremeyeceğim.”
diyerek milletin iradesinin önünde durulamayacağını belirtmiştir.
5 Haziran 1919’da ise yine Havza’dan
Paris Barış Konferansı’nda Osmanlı Devleti’ni temsil edecek olan Sadrazam
Damat Ferit Paşa’ya konferansta öncelikle savunması gerekli olan hususları işaret etmiştir. Bu telgrafında Mustafa Kemal Paşa, özellikle iki noktanın büyük önem arz ettiğini söylemiştir. Bunlardan ilki, “devlet ve milletin mutlak olarak tam bağımsızlığı” ikincisi ise “vatanın ana topraklarında çoğunluğun azınlığa feda edilmemesidir.”
Mustafa Kemal Paşa’nın Havza’daki son faaliyetleri ise, Havza’daki silah depolarını boşalttırarak, bunları evlere taşıtması ve Mondros Mütarekesi hükümlerine göre toplattırılarak İstanbul’a gönderilmek üzere o bölgeye getirilmiş olan 3 ncü Kolorduya ait 10.000 kadar sürgü kolu ve 12 kadar top kamasına el koydurmasıdır.
Maddeler - İzmir'den sonra devam eden Manisa ve Aydın'ın işgali tehlikelidir.
- Vatan sınırlarının bütünlüğü için milli tepkiler daha canlı tutulmalı.
- Milletin katlanamayacağı bu işgallere bir son verilmeli
- Büyük devletlerin temsilcilerine ve İstanbul Hükümeti'ne protesto telgrafları çekilmeli
- Mitingler yapılmalı.
- Hristiyan halka saldırı ve düşmanlıktan sakınılmalı
Açıklamalar
- Milli direnişe başlangıç niteliğindeki ilk milli genelgedir.
- Sadece, Milli Mücadele dönemindeki belgelerden, Mustafa Kemal'in imzasının bulunduğu tek belgedir.
- Mustafa Kemal İzmir’in işgalini halkın uyarılması ve birleştirilmesi için kullanmak istemiştir.
- Mustafa Kemal’in isteği üzerine bundan sonra mitingler düzenlenmesi, Mustafa Kemal’in lider olarak benimseneceğini göstermektedir.
- Mustafa Kemal’e Havza’daki faaliyetlerinin sonucu olarak; İngilizlerin baskısıyla, 8 Haziran 1919’da İstanbul hükümetinden, kendisini İstanbul’a geri çağıran bir telgraf geldi. Mustafa Kemal bu çağrıya uymayıp 11 Haziran 1919’da Amasya’ya geçti ve 22 Haziran 1919'da daha kapsamlı bir genelge olan Amasya Genelgesi’ni yayımladı.
Resim hakkında
Mustafa Kemal, 25 Mayıs 1919-12 Haziran 1919 tarihleri arasında Mesudiye Oteli olarak bilinen bu binada çalışmalarını sürdürmüştür. Mustafa Kemal'in kaldığı oda binanın ikinci katındadır.
Kaynak :
ATGSUZEP AtaturkToday