Leylâ ile Mecnun'un aşkına karşı çıkan aileleri yüzünden Leylâ'yı göremeyen Mecnun, çöle düşüp ceylanlarla arkadaşlık etmeye başlar. Mecnun'un babası, Mecnun'u, iyileşmesi için Kâbe'ye götürür. Çünkü orada Allahü Teâlâ'ya edilen dualar kabul olur. Mecnun, kendisini Leylâ'dan vazgeçirmek isteyen babasına çok kızar ve inadına, içindeki aşkı daha da büyütmesi için şu duayı eder :
...
Ya Rab belâ-yı aşk ile kıl aşina beni
Bir dem belâ-yı aşkdan etme cüdâ beni
Az eyleme inâyetini ehli derdden
Yani ki çok belâlara kıl mübtelâ beni
Oldukça ben götürme belâdan iradetim
Ben isterim belâyı çü ister belâ beni
Gittikçe hüsnün eyle ziyâde nigarımın
Geldikçe derdine beter et müptelâ beni
Öyle zaîf kıl tenimi firkatinde kim
Vaslına mümkün ola getürmek saba beni
Nahvet kılıp nasib fûzûlî gibi bana
Ya Rab mukayyed eyleme mutlak bana beni
...
( Günümüz Türkçesi :
Ya Rab aşk belasıyla içli dışlı kıl beni,
Bir an bile ayırma aşk belasından beni
Az eyleme yardımını dertlilerden,
Yani bir sürü belalara müptela et beni
Ben olduğum sürece beladan dileğimi çevirme
Ben belayı istiyorum, çünkü bela ister beni
Gittikçe artır sevgilimin güzelliğini,
Bana gelince onun derdine daha çok müptela et beni
Onun ayrılığında öyle zayıflat beni ki
Hafif esen sabah rüzgarı bile ulaştırabilsin ona beni
Ya Rabbi bana gereksiz gurur verme
Bir an bile başbaşa bırakma kendimle beni..
Not : Son beyit, mahlâs beytidir. Yani büyük Azerî şair Fuzulî, kendi ismini söylerken aynı zamanda da "gereksiz" anlamını kullanmıştır. "Fuzulî'nin gururu" ile "gereksiz gurur" anlamları aynı kelimededir. Çünkü, kendi gururunu gereksiz bulmaktadır.)
Bu duası Allahü Teâlâ'nın katında kabul olur ve aşkı daha da alevlenen Mecnun, bütün vaktini çölde geçirmeye başlar...
...
Hikayenin devamı var.
Ama ben henüz buradayım.
Baş koymuşum Türkiyemin yoluna Düzlüğüne yokuşuna ölürüm Asırlardır kıratımı suladım Irmağının akışına ölürüm Türkiyem Sevdalıyım yangın yeri bu sinem Doksan yıldır çile çekmiş hep ninem Pınarlardan su doldurur Eminem Mavi boncuk takışına ölürüm Türkiyem Düğünüm derneğim halayım barım Toprağım ekmeğim namusum arım Kilimlerde çizgi çizgi efkarım Heybelerin nakışına ölürüm Türkiyem
DİLAVER CEBECİ
>> Geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz büyük şair Dilaver Cebeci'ye Allah rahmet eylesin. Yakınlarının ve Türk milletinin başı sağolsun. <<

"Verin o yazıyı bana... (Masaya koşup, kağıdı kaparak parça parça eder) Varın yakın ateşinizi. Fare gibi deliğe tıkılmam ben. Seslerim haklıymış. Sizin ahmak olduğunuzu söylemişlerdi. Bunların güzel sözlerine, merhametlerine güvenilmez demişlerdi. Hayatımı bağışlayacağınıza söz verdiniz. Yalanmış. Yaşamak nedir sizce? Donup taş kesilmemek mi sadece? Ne kuru ekmek bulunca gam, yerim, ne de duru su içmek derttir benim için.Ama gök kubbenin şavkından, o güzelim kırların çayırlarından, çimeninden yoksun bırakmak beni... Dağda bayırda askerlerle at koşturmamayım diye ayağıma pranga vurmak... Bana havasız , nemli karanlığı koklatmak... Sizin bu kötülüğünüz, sizin bu sersemliğiniz beni Tanrı'dan bile soğuturken, gönlümü gene O'nun sevgisiyle dolduracak her şeyi almak elimden, cehennem ateşinden de beterdir. Savaş atımdan vazgeçebilirim. Etekle dolaşmasam da olur. Sancaklar, borazanlar, askerler yanı başımdan geçip gitse de öbür kadınlar gibi geride bırakmayı nefsime yedirebilirim. Yeter ki rüzgârda ağaçların hışırtısını, güneşte öten çayır kuşunu, köyümün sağlıklı ayazında meleyen kuzuları işitebileyim. Akşam çanları bana melek seslerini getirsin gene. Bunlar olmadan yaşayamam ben. Bunları benden ya da başka bir kuldan almaya kalktığınız için siz, biliyorum şeytanın emrindesiniz. Oysa bana yol gösteren Tanrı'dır. Tanrı'nın hikmetine aklınız ermez sizin.Beni ateşlerden geçirip bağrına basacak odur. Çünkü öz evladıyım O'nun. Benimle birlikte yaşamaya layık değilsiniz sizler. Şu güzelim dünyayı yaratan Tanrım. Senin ermişlerine dünya ne zaman kucak açmayı öğrenecek? Ne zaman ulu Tanrım, ne zaman... Son sözüm bu işte."
Jan Dark
Bernard Shaw
Türkçesi :Sevgi Sanlı

Kurudu gözde pınarlar, canım içre canım gitti
Devrildi iri çınarlar, nice gül fidanım gitti
Bölünmesin diye millet, baki kalsın diye devlet
Dağlar gibi kemikle et, seller gibi kanım gitti
Paramparça idi ruhum, ellerinde bir gürühun
Tufanı bu mudur Nuh'un, diye arşa ünüm gitti
Hey yakınlar, uzaklar, bekler pusular tuzaklar
Tayfuna dönsün sazaklar, göz ışığım, Gün'üm gitti
Yetim kaldı körpe çağam, feryadımı nice boğam
Gün doğmak üzere ağam, gün batarken inim gitti
Bu bir nesildir sürekli, gözü pek çatal yürekli
Zor günlerim de gerekli, tuğ gibi beş binim Gitti
Sakarya, esti yiğitler, bağrı kan süslü yiğitler
Süphan göğüslü yiğitler, gittiyse benim gitti.
NİYAZİ YILDIRIM GENÇOSMANOĞLU

Yeryüzünde yalnız benim serseri,
Yeryüzünde yalnız ben derbederim.
Herkesin dünyada varsa bir yeri,
Ben de bütün dünya benimdir derim.
Yıllarca gezdirdim hoyrat başımı.
Aradım bir ömür,arkadaşımı.
Ölsem dikecek yok mezar taşımı:
Halime ben bile hayret ederim.
Gönlüm ne dertlidir,ne de bahtiyar.
Ne kendisine yar,ne de kimseye yar,
Bir rüya uğrunda ben diyar diyar,
Gölgemin peşinde yürür giderim...
NECİP FAZIL KISAKÜREK
« Önceki ::