Gölgesi Yeter!

14/6/2008 · Kategori: defterim



Mucizelerden korkup heykele saldıranlar!
Korkmaya devam edin, Türk evlatları burda!
Gölgesi bile yeter, topunuzu silmeye;
Vatan millet aşkına, ölürüz bu uğurda!

Lider kimdir?

14/6/2008 · Kategori: mizah



İngiliz gazeteci, Sina dağında karşılaştığı bir Bedevi’ye sorar:
“Sence lider kimdir?..”

Bedevi;
“Bir tanım yapmak yerine, bir öykü ile sorunuza cevap verebilir miyim” der.

Gazeteci; “Elbette, anlat öykünü” diye yanıtlar.

Bedevi anlatır;

“Benim gibi bir Bedevi, devesinin üstünde ve kızgın güneşin altında, Sina Çölü’nde yol almaktadır. Birden ufuk çizgisi kararır, gökyüzünde nadiren tek tük görülen kuşlar, bu kez toplu halde, karanlığın aksi istikametine doğru, telaşla kanat çırpmaktadır. Çölün mutlak sessizliği, daha da yoğunlaşır sanki. Deneyimli Bedevi; bu alametlerin, şiddetli bir kum fırtınasının habercisi olduğunu hemen anlar.

Devesini çökertir, üstünden iner. Heybeden aldığı sağlam bir kazığı, kızgın kumlara çakar ve devesini sıkıca bu kazığa bağlar. Sonra yine heybelerden, katlanmış parçalar halinde çıkardığı küçük çadırını alelacele kurup, içine girer ve kapı örtüsünü her iliğinden düğümler.

Son düğümü henüz atmıştır ki; fırtına bulundukları bölgeye ulaşır. Küçük çadır havalanacakmış gibi sallanmakta, rüzgarın oluşturduğu kum sağınağı, neredeyse delip geçecek bir hızda, çadır yüzeyine çarpmaktadır. Her kum tanesinin, boyları küçük fakat verdikleri acı büyük oklar gibi bedenine saplandığı deve, dile gelir:

‘Efendi, canım çok acıyor. Hiç olmazsa başımı çadıra sokmama izin verir misin’ der.

Dışarıda olmanın ne kadar zor olduğunu iyi bilen Bedevi, zavallı devenin bu dileğini kabul eder ve ‘Peki, başını çadıra sokabilirsin’ diyerek, kapıyı bağlayan düğümleri boşaltır.

Durmak bir yana, fırtına giderek daha da gemi azıya almaktadır. Deve, sahibine tekrar yalvarır; ‘Efendi, derimin en ince olduğu yer boynumdur ve şu an çok acıyor. izin ver, boynumu da çadıra sokayım.’

Biraz ikirciklenmeyle, bu isteğe de ‘Peki’ der Bedevi.

Fırtına, sanki sonsuza dek sürecek gibidir. Deve bu kez, ilk ikisinden daha acıklı bir sesle yalvarır; ‘Efendi, ne olur, hörgücümü de çadıra sokmama izin ver…’

Bedevi bu son isteği de kerhen kabul eder. Ancak, hörgücün de içeri girmesiyle, küçücük çadırda, artık kımıldayacak yer kalmamıştır.

Bu duruma, Bedevi’den önce, deve tepki gösterir; ‘Efendi, bu çadır ikimize dar geliyor. Sen dışarı çıkıp, başının çaresine baksan…’


‘Lider kimdir?’ demiştiniz; bu hikayeyi mesnet alarak cevap vereyim;

Lider; devenin başını dahi, çadıra sokmasına izin vermeyen insandır… “

İnsanoğlu gariptir.

13/6/2008 · Kategori: defterim



Kusura bakmayın ama, duruyorum, duruyorum, bir şey söylemek istemiyorum. Ama sonunda dayanamıyorum.

Türban mevzularında "türbana karşı olan, başörtüsüne saygı duyan" bir tutumdayım. İyi niyetli olanlara saygım sonsuz, ama kötü niyetli olanların gelecekleri varsa görecekleri de var.  Hepsinin böyle olmadığını bizzat biliyorum. Ama sanki özenle getirip koymuşlar şu iki "laleyi". Tam herşey duruldu, göz zevklerinden ve anlamsız inatlarından dolayı başörtülüleri üniversitede istemeyenler bile alıştı diyoruz. Pat! Damdan düşer gibi çıkıyor karşımıza, yine gündemi kendilerine çevirmeyi başarıyorlar. Üstelik, tam da parti kapatma arifesinde.

Amaç, yine 28 Şubat'taki gibi kaos yaratmak. Zaten, memleketi sata sata "kalkınma" hamlesini başardılar. (!) Şimdi, sıra "demokrasi" (!) atılımında.  Yeni partinin ismi : Adalet ve Demokrasi Partisi olduğu dilden dile dolaşıyor. Geçmişe dönersek, Milli Görüş'ün karanlık çarşafından başka bir şey göremeyiz elbette, ama isimden gidersek, Adalet Partisi'nin,  Demokrat Parti'nin ve kapatılmak üzere olan bir başka partinin, Demokratik Toplum Partisi'nin topluma ne kazandırdığı ve ne kaybettirdiği ortada. Gerçi kazandırdıkları pek ortada değil. Varsa da satıldı!

Şimdi, milliyetçi gençliğin ne yapacağını merak ediyorum. Bir taraftan, maneviyatçı yönüne bağlı olarak savunulan başörtüsü var, diğer tarafta Atatürk'e hakaret edip şeriat isteyen, üstelik İngiliz himayesinde bir şeriat isteyen bir kısım insansı var.

Bana göre İslamiyet'i, türbanın arkasına saklanmak olarak görenler,  mızrakların ucuna Kur'an sayfaları takıp saldıran Muaviye yanlısı Haricilerden farksızlar.

Bunlar, daha şimdiden Atatürk'e dil uzatmaya başladılar bile.  Aklımda tam da buna uygun bir fıkra var : anlayana!

"Lider, lider.." denen insan da kendisine miras kalan bu davaya sahip çıkmak yerine her defasında develeri çadıra almaya devam ediyor. Bakalım, nereye kadar devam edecek? Kendisini, "Başbuğ" mu sanıyor?

Uzun lafın kısası, en güzelini yine Mutlu Çelik demiş. ( Not : Herkes Neyzen Tevfik diye biliyor, ama haberde yazdığı gibi, Mutlu Çelik'e ait.) :

Esir iken mümkün müdür ibadet ?
Yatıp kalkıp Atatürk'e dua et !
Senin gibi dürzülerin yüzünden
Dininden de soğuyacak bu millet !

İşgaldeki hali sakın unutma,
Atatürk'e dil uzatma sebepsiz!
Sen anandan yine çıkardın amma
Baban kimdi bilemezdin şerefsiz !

nokta.

Hasret Türküleri Hep Aynı Dilde

13/6/2008 · Kategori: defterim



Hasret türküleri hep aynı dilde :
Yâri dağlar ardında vuslat ister.
Benim hasretim aylardır dilimde;
Bu gönül, o yâr ile vuslat ister.
Bu gönül, tek yâr ile vuslat ister.

Dağların başından eksik olmaz kar;
Dağların ardında bir sevdiğim var,
Bilirim, o gönül de beni umar.
Bu gönül, o yâr ile vuslat ister.
Bu gönül, tek yâr ile vuslat ister.

Felek bu, savurdu bizi dört yana,
Ayrılığa yürek nasıl dayana!
Pervanedir, ateşte yana yana,
Bu gönül, o yâr ile vuslat ister.
Bu gönül, tek yâr ile vuslat ister.

Ceran'ım, asla yalan söyleyemem,
Bir türlü kendime söz geçiremem,
Özümdür, ihaneti isteyemem!
Bu gönül, o yâr ile vuslat ister.
Bu gönül, tek yâr ile vuslat ister.

13.06.2008 04.21 Altıparmak

Akrep İle Yelkovan

12/6/2008 · Kategori: defterim



ben bir akrebim sen yelkovan
dönüp duruyoruz kendi çapımızda
bir yere mi yetişeceğiz sonunda
ya da bize mi yetişecekler
ben bir akrebim sen yelkovan
buluşmamız kimbilir hangi saatte

ben seni izlerim sendeki telaşı
zaman hemen geçsin istiyorsun
belki benim kadar vuslatı özlüyorsun
bense yerimde duruyorum sanki
bu mutluluk hiç bitmesin diye
yavaşça yürüyorum bilmiyorsun

bir yelkovansın ne olursa olsun
dans edersin rüzgâr estiğinde
durdurursun zamanı istediğinde
bense çölün ortasında bir akrebim
kum saatleriyle oyalanırım sen yokken
senin rüzgârınla savrulurum çöllerde

ben bir akrebim sen yelkovan
biri günü biri saati kovalıyor
bir ayrıldık mı kavuşmak zor
yine de doğruyuz günde iki kere
ben bir akrebim sen yelkovan
buluşuruz elbette bir "on iki"de.

12.06.08 05.04 Altıparmak

« Önceki :: Sonraki »