3 Mayıs 1944 ve bugün

3/5/2008 · Kategori: guncel

Yalandır, 2. Dünya Savaşı'nda devletin ülkeyi savaştan uzak tutmaya çalışması! Milliyetçilerin ezilmediği, baskı ve işkence görmediği yalandır! Bunun en canlı örneğidir 1944 olayları.

Atsız'ın, Başbakan'a yazdığı mektupta, Türkçü olan Saraçoğlu'na devletin her köşesine sızan Rus yanlısı komünistlere karşı dikkat etmesini söyler ve başta Hasan Ali Yücel ve Sabahattin Ali olmak üzere bazı komüsitleri deşifre eder. Bunun üzerine Atsız'a açılan davada onu yalnız bırakmayan milliyetçi gençlik, 3 Mayıs 1944'te Ulus Meydanı'na toplanmış, Atatürk sonrası terkedilen milliyetçi politikalara dikkati çekmek isteyen bir grup Türkçü aydınımızı, milli marşlar ve sloganlar eşliğinde desteklemek istemişlerdir. Fakat "Milli Şef" İnönü'ye, bu miting "ihtilal hazırlığı" olarak aktarılınca, milliyetçi gençlik, hükümet tarafından şiddet kullanılarak susturulmaya çalışılmıştır. Yüzlerce gencin kafası, gözü dağıtılmış, kolları, kaburgaları kırılmış, 165 kadar genç de gözaltına alınmıştır.

"Türk'üm!" demenin suç olması Türkiye'de işte bu dönemde başlamıştır.

Olayların hemen arkasından 19 Mayıs 1944'te İnönü'nün, milliyetçi kesime karşı ağır ithamlar içeren nutku, bir darbe daha vurmuştur gençliğimize. Oysa, o nutuktan 25 yıl önce söyleyebilir miydi böyle bir şeyi? Katiyen. Zaten, milliyetçilerin maruz kaldığı bu işkenceler, 2. Dünya Savaşı'ndaki Alman-Rus mücadelesinde Rusya'ya, komünizme verilen tavizdir. Sebebi de, Rusların Türkler'in sözde dostu olmasıdır.

Buhara Türkleri'nin Türkiye'ye gönderdiği 100 milyon rublenin, Moskova'dan geçtikten sonra 11 milyon ruble kalmasını, üstelik bunun "Rusya'nın Milli Mücadele'ye yardımı" gibi gösterilmesini nasıl açıklar bu dostluk? Bu dostumuzun, Atatürk hayattayken, Kars'a, Ardahan'a göz dikmesini nasıl açıklayabilir? Peki, Kırım'da, Türkistan'da, Kafkaslar'da Sibirya'ya dek yaşatılan sürgünleri ve acıları nasıl dindirir? Rusya'nın arkasını kollamak için Alman cephesine zorla sürdüğü Türk gençleri kesinlikle hatırlar o dostluğu, Tabii sağ çıktılarsa! Sağ çıkanlar, ailelerine, evlerine geri kavuştularsa!

Türkiye'de bu davalar devam ederken, Rusya'da bu soykırım devam ederken, bütün bunların eş zamanlı olmasını nasıl açıklar bu dostluk?

Tabutluklar, Sansaryan Hanı, Ulus Meydanı... O acıyı yaşayan Alparslan Türkeş şunları söylüyor : "Acımasızca, parmaklarımdan birini yakalayıp, tırnağımı çektiler. Yönetim, bizi faşistlikle suçluyor ama, tüm faşizan yöntemleri kendileri kullanıyordu. İçimden, bu da geçer yahu, diyordum. Memurların gözü bir şey görmüyordu..."

Hasan Ali Yücel, Türkçülük fikrinin dahi okullara sokulmaması gerektiğini savunuyordu, fakat Atatürk'ün, "Bedenimin babası Ali Rıza Efendi ise, fikirlerimin babası Ziya Gökalp'tir" dediğini nedense unutuyordu.

Ama bu millet, o günleri hiçbir zaman unutmadı!

Bugün ülkenin durumuna bir bakın.

Yine milliyetçiler gözaltına alınıyor, devletin her köşesine yine gayrimilli unsurlar sızmış... Türk olduğunu iddia eden bakanlar, Türk'e hakareti serbest bırakıyor. En tepede yine bunların aynı düşüncesinden birileri var. Türkçülüğün zararlı olduğunu savunan devlet, Türk milletinden başka herkese yeşil ışık yakıyor. Devlete para yardımı yapanlar (IMF, Dünya Bankası..vs. ) asıl niyetlerine bakılmaksızın en iyi dostumuz kabul ediliyor. Polis, yine ulusalcılara ve milliyetçilere eziyet ediyor. pkk mitingine tepki gösteren gençlik, hala faşizmle suçlanıyor, fakat pkk'lılara"özgürlük" isteniyor.

Her dönem görüntüsü farklı olsa da, oyun yine aynı oyun.

Uyanın!

29 Nisan 1981

29/4/2008 · Kategori: guncel



"Devleti yıkmakla suçlanan MHP'liler liderleri salona girdiğinde hep birden ayağa kalkarak, aynı devletin İstiklâl Marşı'nı okudular, dünyanın en ilginç siyâsî dâvâlarından birisi Ankara'da başladı..."
19 Ağustos 1981 - BBC


O sahne daha dün gibi gözümün önünde... 1981 yazıydı. Gazeteci olarak Mamak'taki askeri mahke­mede siyasi duruşmaları izlemekle görevliydim.

12 Eylül'den yaklaşık bir yıl sonra, Ağustos ayında MHP davası baş­layacaktı, Tam 587 sanık vardı. 4. Kolordu sahasın­da bu kadar sanığı alabi­lecek salon olmadığından, MHP'liler için 1200 kişilik özel bir mahkeme salonu yaptırılmıştı. 945 sayfalık iddianamede Türkeş'le 219 dava arka­daşı için idam isteniyor­du. Suçlama, "devletin tek kişi tarafından yöne­tilmesi amacıyla ahaliyi birbiri aleyhine silahlandırarak toplu kıyıma yönlendirmek"ti.

Türkeş dışında bütün sanıklar salona alınmışlardı.

Saat 9'a 3 kala Türkeş, üzerinde lacivert bir takım elbise ve elinde siyah bond çanta ile kapıda göründü. O anda, salonu doldu­ran, saçları kazınmış yüzlerce MHP'li birdenbire ayağı fırlayıp hazırola geçtiler. Türkeş, kendinden emin adımlarla sanık sandalyesine doğru yürürken hiç beklen­medik bir şey oldu.

Sanıklar hep bir ağızdan ve salonu çın­latan dev bir koro halinde istiklal Marşı'nı söylemeye başladılar.

Avukatlar, dinleyiciler, gazeteciler aya­ğa kalkmak zorunda kaldılar. O sırada salona giren mahkeme heyeti ve savcı için de zor bir durum ortaya çıkmıştı. Otursalar oturamıyor, salonu oturtamıyor, ister istemez saygı duruşunda marşın bitmesini bekliyorlardı.

Türkeş, çok kurnaz bir kararla, hem mahkeme heyetini, kendi örgütü karşısın­da ayağa dikmeyi başarmış, hem de "ülke­ye asıl sahip çıkanların yargılandığı" mesajını bütün ülkeye, en anlamlı şekilde ulaştırmıştı. Dönemin askeri yönetimi bu eyleme yayın yasağı koydu, ama o sahne, o gün orada olanların belleklerinden yıl­larca silinmedi...

***

Bu yazı, Can Dündar'a ait 06.04.1997 tarihli, yani Başbuğ'un vefatından hemen sonra yazdığı yazıdan alıntı.

Bunu yazmamın nedeni ise, Can Dündar'ın solcu olmasından dolayı, Türkeş'i işine geldiği zaman övmesi, işine gelmediği zaman yermesi değil. Aslında o da Türkeş'in haklılığının farkında, ama kendi çizgisini korumaya çalışıyor. Ama bunu yazmamın nedeni, Can Dündar değil.

Bugün 29 Nisan.

Yani, cuntacıların Türkeş ve 219 sanığın idamı için 29 Nisan 1981'de açtığı davadan bu yana 27 yıl geçti. Ama ülkücüler yıllarca süren o davadan, işkenceden alınlarının akıyla çıkmasını bildiler. "Bir öldüler, bin dirildiler."

Bugün bunu yazmamın sebebi, olur da o eski "ülkücülük" duygusunu taşıyanlar bunları okur da, bugün gelinen durumdan dolayı, ülkücü gençliğin gitgide bir batağa saplanmasından dolayı kendilerinde bir pay ararlar ve gereken gücü yine kendi yakın tarihlerinde görürler.

Bugün aynı senaryo "Ergenekon operasyonu" adı altında sergilenmekte. İşin vahim tarafı, MHP de mecliste ve birçok konuda AKP ile ağız birliği etmekte. Özellikle Vakıflar Yasası ve 301 konusundaki muhalefeti takdire şayandı ama yetersiz kaldı. Demek ki, sokaktaki ülkücüleri iyice sindirme planları bir ölçüde bazılarının işine yaradı.

Uyan Türk evladı, uyuma, uyan!
Otuz kupona alınmadı bu vatan!

Ermeni Diasporası "120"ye karşı!

24/4/2008 · Kategori: guncel


Yıllardır her 24 Nisan’da ’soykırım’ yaygarası koparan Ermeniler, bu yıl Avustralya’da hiç beklemediği bir gol yedi. Ülkeye Türk filmleri getiren Cinegraph adlı şirketin, bugün gösterime sokacağı  “120” adlı film, Ermeni diasporasını öfkeden deliye döndürdü.

Sinema salonlarına gözdağı
Ermeniler, filmin gösterimini engellemek için ’sinema salonlarına tehdit yağdırmak dahil’ her yolu  denemekten çekinmiyor. Ancak ülkede yaşayan 150  bini aşkın Türk’ün filme büyük ilgi gösterdiği ve filmin haftalarca vizyonda kalabileceği öğrenildi.

‘120’, diasporayı kudurttu

Avustralya’da bugün gösterime girecek olan “120” filmi için diaspora sinema salonlarına tehdit mektupları gönderirken, Avustralya Türk Basını “bilet gişelerine koşun” diye kampanya başlattı
Avustralya’ya Türk filmleri getirerek gösterime sokan Cinegraph adlı şirketin 24 Nisan’dan itibaren beyaz perdeye yansıtacağı “120” adlı film, Ermeni diasporasını çileden çıkarttı. Avustralya’da 24 Nisan tarihinden itibaren gösterime girecek olan 120 filmini engellemek isteyen Ermeni diasporası, sinema salonlarına gönderdiği mektuplarda bir takım iddialarda bulunarak, gösterimin iptalini istedi. Avustralya Ermeni Ulusal Komitesi tarafından gönderilen mektuplara çarptırılmış tarihi bilgiler de ekleyen Ermeni diasporası, Avustralya’daki Türk toplumunun 150 bin kişilik nüfusunu gözardı ederek, ülkede 50 bin Ermeni’nin yaşadığını belirtirken, sinema salonlarına gözdağı vermek istedi.

Sinemalara gözdağı
Filmin 24 Nisan’da gösterime gireceğini öğrenen Avustralya Ermeni Ulusal Komitesi, gösterimi yapacak olan sinema salonlarına gönderdiği mektuplarla 120’nin oynatılmamasını istedi. Bu arada, filme destek veren yetkililer ve Türk basını, Türk toplumuna ricada bulunarak sinema salonlarının doldurulmasını istediler. Filmin tatminkar sayıda seyirci çekmesiyle Ermenilerin tüm iddialarının havada kalacağı belirtildi.

Kaynak : Yeniçağ

Erol Güngör Makale Yarışması

24/4/2008 · Kategori: guncel


Vefatının 25. Yılı münasebetiyle Orta Öğretim kategorisinde "EROL GÜNGÖR' E GÖRE MİLLET VE MİLLİ KÜLTÜR" , Yüksek Öğrenim akegorisinde "EROL GÜNGÖR' E GÖRE MİLLET-MİLLİ KÜLTÜR VE MİLLİYETÇİLİK" konularında makale yarışması düzenlenecektir.

Yarışma şartnamesi için tıklayınız.

Erol GÜNGÖR'ü Anma Etkinlikleri

24/4/2008 · Kategori: guncel



Selçuk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü tarafından organize edilen ve SÜ Üniversitesi eski rektörlerinden vefatıınn 25. yılında Prof. Dr. Erol Güngör’ün anılacağı “Bir Düşünür Olarak Erol Güngör” paneli 24 Nisan 2008, saat 14.00’de Alaaddin Keykubat Kampüsü Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek. Panele Prof. Dr. Mümtazer Türköne, Prof. Dr. Vedat Bilgin, Prof. Dr. Naci Bostancı, Doç. Dr. Murat Yılmaz, Doç. Dr. Mustafa Aydın konuşmacı olarak katılacaklar. Paneli Prof. Dr. Yasin Aktay yönetecek.

Ayrıntılı program için tıklayınız.
 

« Önceki :: Sonraki »