18 Haziran 1939
18/6/2008 · Kategori: defterim

18 Haziran 1939.
Bursa ve Mersin elektrik tesisleri devletleştirildi.
...
Bursa, Mersin...
Elektrik, devletleştirme (ekonomi, muhasebe)...
11 Mayıs + 39 = 18 Haziran.
...
Ben bir şey demiyorum.
BLoGRa


18 Haziran 1939.
Bursa ve Mersin elektrik tesisleri devletleştirildi.
...
Bursa, Mersin...
Elektrik, devletleştirme (ekonomi, muhasebe)...
11 Mayıs + 39 = 18 Haziran.
...
Ben bir şey demiyorum.
Babam...
Nasıl anlatacağımı bilemediğim, ama özeti olduğum adam...
Hiçbir zaman onun gibi olamayacağımı bildiğim, ama hep özendiğim adam...
Babam...
Sertliğinde şefkât, tebessümünde hüzün, suskunluğunda fedâ, kahkahasında cefâ gizleyen adam...
Serçe parmağına tutunarak büyüdüğüm, ama tırnağı bile olamadığım adam...
Babam...
Gözyaşını gizleyen, yüzümüzü güldüren, akşamları yolunu beklediğimiz adam...
Geceleri sayıklamaları da olmasa dertli olduğunu bilmediğimiz, her zaman arkamızda olduğundan hiç görmediğimiz, kıymetini bilmediğimiz adam...
Dedemi kaybedince anladım babamın değerini; ilk defa o zaman gördüm babamın da ağlayabildiğini. Kardeşimle bizi yetiştirirken, sürekli, kendi babasını anlatır bize. Belki de onun baba sevgisinden dolayı bu kadar seviyorum babamı.
Yine de kelimelere sığdıramıyorum işte.
Zaman zaman kavga ederz onunla, aynı kutupların birbirini itmesi gibi. Sonra anlarım onunla ne kadar çok benzeştiğimizi. Aynaya bakarım, onu görürüm kendi yüzümde. Beni tanımayanlar kimin oğlu olduğumu bilirler o yüzden.
Bıyıklarım ilk terlemeye başladığında, aynada onun gibi olacağımı hissediyordum. Saçlarımı onun gibi tarıyordum, gayri ihtiyari. Ellerime bakıyorum. Artık onunkilerden daha büyük ellerim var, ama benim gözümde hâlâ dev gibi elleri var onun. Ben hâlâ babamın, serçe parmağıyla gezdirdiği küçük oğluyum.
Adam gibi adam olmak için, ne kadar az söylesem de, duygularımı senin gibi, sorumluluğumla ve gözlüklerimle gizlesem de...
Seni seviyorum baba.
Babam...
Evimizin direği...
Allah seni bize bağışlasın; başımızdan eksik olma.
Babalar günün kutlu olsun, baba...
"Allah, nice bu aylara, bu günlere kavuştursun hep birlikte, inşallah..."

Mucizelerden korkup heykele saldıranlar!
Korkmaya devam edin, Türk evlatları burda!
Gölgesi bile yeter, topunuzu silmeye;
Vatan millet aşkına, ölürüz bu uğurda!
Kusura bakmayın ama, duruyorum, duruyorum, bir şey söylemek istemiyorum. Ama sonunda dayanamıyorum.
Türban mevzularında "türbana karşı olan, başörtüsüne saygı duyan" bir tutumdayım. İyi niyetli olanlara saygım sonsuz, ama kötü niyetli olanların gelecekleri varsa görecekleri de var. Hepsinin böyle olmadığını bizzat biliyorum. Ama sanki özenle getirip koymuşlar şu iki "laleyi". Tam herşey duruldu, göz zevklerinden ve anlamsız inatlarından dolayı başörtülüleri üniversitede istemeyenler bile alıştı diyoruz. Pat! Damdan düşer gibi çıkıyor karşımıza, yine gündemi kendilerine çevirmeyi başarıyorlar. Üstelik, tam da parti kapatma arifesinde.
Amaç, yine 28 Şubat'taki gibi kaos yaratmak. Zaten, memleketi sata sata "kalkınma" hamlesini başardılar. (!) Şimdi, sıra "demokrasi" (!) atılımında. Yeni partinin ismi : Adalet ve Demokrasi Partisi olduğu dilden dile dolaşıyor. Geçmişe dönersek, Milli Görüş'ün karanlık çarşafından başka bir şey göremeyiz elbette, ama isimden gidersek, Adalet Partisi'nin, Demokrat Parti'nin ve kapatılmak üzere olan bir başka partinin, Demokratik Toplum Partisi'nin topluma ne kazandırdığı ve ne kaybettirdiği ortada. Gerçi kazandırdıkları pek ortada değil. Varsa da satıldı!
Şimdi, milliyetçi gençliğin ne yapacağını merak ediyorum. Bir taraftan, maneviyatçı yönüne bağlı olarak savunulan başörtüsü var, diğer tarafta Atatürk'e hakaret edip şeriat isteyen, üstelik İngiliz himayesinde bir şeriat isteyen bir kısım insansı var.
Bana göre İslamiyet'i, türbanın arkasına saklanmak olarak görenler, mızrakların ucuna Kur'an sayfaları takıp saldıran Muaviye yanlısı Haricilerden farksızlar.
Bunlar, daha şimdiden Atatürk'e dil uzatmaya başladılar bile. Aklımda tam da buna uygun bir fıkra var : anlayana!
"Lider, lider.." denen insan da kendisine miras kalan bu davaya sahip çıkmak yerine her defasında develeri çadıra almaya devam ediyor. Bakalım, nereye kadar devam edecek? Kendisini, "Başbuğ" mu sanıyor?
Uzun lafın kısası, en güzelini yine Mutlu Çelik demiş. ( Not : Herkes Neyzen Tevfik diye biliyor, ama haberde yazdığı gibi, Mutlu Çelik'e ait.) :
Esir iken mümkün müdür ibadet ?
Yatıp kalkıp Atatürk'e dua et !
Senin gibi dürzülerin yüzünden
Dininden de soğuyacak bu millet !
İşgaldeki hali sakın unutma,
Atatürk'e dil uzatma sebepsiz!
Sen anandan yine çıkardın amma
Baban kimdi bilemezdin şerefsiz !
nokta.

Hasret türküleri hep aynı dilde :
Yâri dağlar ardında vuslat ister.
Benim hasretim aylardır dilimde;
Bu gönül, o yâr ile vuslat ister.
Bu gönül, tek yâr ile vuslat ister.
Dağların başından eksik olmaz kar;
Dağların ardında bir sevdiğim var,
Bilirim, o gönül de beni umar.
Bu gönül, o yâr ile vuslat ister.
Bu gönül, tek yâr ile vuslat ister.
Felek bu, savurdu bizi dört yana,
Ayrılığa yürek nasıl dayana!
Pervanedir, ateşte yana yana,
Bu gönül, o yâr ile vuslat ister.
Bu gönül, tek yâr ile vuslat ister.
Ceran'ım, asla yalan söyleyemem,
Bir türlü kendime söz geçiremem,
Özümdür, ihaneti isteyemem!
Bu gönül, o yâr ile vuslat ister.
Bu gönül, tek yâr ile vuslat ister.
13.06.2008 04.21 Altıparmak
« Önceki ::